Ayasofya, Konstantin’in oğlu Konstantius tarafından 360 yılında inşa edilmiştir. İlk Ayasofya, Konstantinapolis Patriği Aziz Khrysostomos döneminde yaşanan bir halk isyanıyla yakılmıştır. İmparator Theodosius, 415 yılında Ayasofya’yı tekrar inşa ettirmiş fakat 532 yılında Nika isyanıyla bir kez daha yıkılmıştır. Ayasofya, 537 yılında Justinyanus döneminde bugün ki ihtişamlı yapısına kavuşmuştur. Justinyanus o güne kadar ihtişamı ile nam salan Hz. Süleyman mabedini kastederek ‘’Ey Süleyman! Seni geçtim!’’ diye gururlanarak kiliseyi açmıştır.
Yüzyıllarca kilise olan bu mabet Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethetmesiyle cami’ye çevrilmiştir. İslam fıkhında da var olan kiliseyi camiye çevirme, İslam tarihinin bir çok döneminde görülmüştür. Fatih hem bu uygulamalara, hem de ‘’kılıç hakkı’’na dayanarak Ayasofya’yı cami yapmıştır. 1 Haziran Cuma günü cami olan Ayasofya’dan ilk ezan sesi duyulmuştur. Bu şekilde fethin sembolü haline gelmiştir.
Ayasofya, Osmanlı’nın son dönemlerine kadar deyim yerindeyse gözbebeği olmuştur. Ayasofya padişahların çoğunlukla Cuma namazlarını kıldıkları yerdir. Saray taşınsa bile Ayasofya önemini asla yitirmemiştir. Padişahlar Ayasofya’yı onarmak ve süslemek için özel çaba göstermişlerdir. Günümüze kadar sapasağlam gelmesini ise Mimar Sinan’a borçluyuz. O Ayasofya’nın kusurlu yanlarını tespit edip, sağlam şekilde varlığını sürdürmesini sağlamıştır.
Bizanslılar, Ayasofya’yı ‘İsa’nın büyük kilisesi’ olarak nitelendirmiştir. Uzun zaman Roma’daki St. Pierre Kilisesi ile birlikte Hıristiyanlığın en önemli kilisesi olmuştur. Ayasofya, Tevrat ve İncil’de adı geçen peygamberlerin ve kutsal kişiliklerin eşyalarını yani ‘’Kutsal emanetleri’’ barındırmıştır. Bu kutsal emanetler başta Kudüs olmak üzere bir çok yerden toplanmıştır. IV. Haçlı Seferi Kronikleri yazarı Villehardouin ‘’İstanbul’da dünyanın geri kalanındakinin toplamı kadar Kutsal Emanet vardı’’ demiştir.
Hz. İsa’nın çarmıha gerildiğinde kanının konduğu kase, böğrünü delen mızrak ve hem Tevrat’ta hem de Kuran’da geçen Ahit Sandığı’nın Ayasofya’da bulunduğu inancı hala Hristiyanlar tarafından kabul edilmektedir. Ayrıca IV. Haçlı istilası olmadan önce; Hz. İsa’nın elleri ve ayaklarına çakılan iki çivi, Golgota tepesi’ne götürüldüğü zaman üstünden çıkarılan gömlek ve başına geçirilen haç, Hz. Meryem’in elbiseleri ve Yahya Peygamberin başı da Ayasofya’da bulunmuştur. Her ne kadar istila sırasında Kutsal Emanetler çalınmışsa da hala Ayasofya’da bulunanların varlığına inanan kişiler vardır.
Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiği zaman Bellini’ye yaptırmış olduğu resimde bir elinde kokladığı üç güllü demet ve diğer elinde tuttuğu mendil ile Kutsal emanetlerin kendisinde olduğunu ifade etmiştir ki Fatih’in Kutsal Emanet koleksiyonu olduğu kesin olarak bilinmektedir.
Fatih’in, Yavuz’un, Kanuni Süleyman’ın, II. Selim’in, III. Murad’ın, I. Mahmud’un, II. Mahmud’un, Abdülaziz’in, Abdülhamid’in gözbebeği olan Ayasofya 911 yıl kilise, 481 yıl cami olarak kullanıldıktan sonra, 1934 yılında Müze’ye çevrilmiştir. Kiliseden camiye çevrilirken ismiyle, dokusuyla, mozaikleriyle korunmuş olan Ayasofya’da müzeye dönüştürülürken cami karakterine dair ne varsa sökülmüştür. Dışarı çıkarılamayan levhalar, hünkar mahfili tarafındaki köşeye üst üste yığılarak rutubet ve havasızlıktan çürümeye terk edilmiştir.
Şimdi Ayasofya’nın cami olması kimleri etkileyecek sorusuna cevap aramamız lazım. 1965 yılında Hristiyanlığın iki kilisesi Katolik ve Ortodoks dünyası birbirlerini artık dinsizlik ile suçlamayacaklarına dair karar almıştır. 2014 yılında ise Papa Francis’in İstanbul’a ziyareti sırasında İsa dünyaya hakim olacak demesi bunun kendi inançları doğrultusunda Ayasofya’da başlayacağına işaret etmektedir.
Ortodoks ve Katolik dünyasının birleşmesi Müslümanlara karşı yeni bir Haçlı cephesidir. Burada ki kilit nokta ise Ayasofya’dır. Çünkü Ayasofya bir simgedir. Latinlerin ve Kutsal Emanetlerin simgesidir. Bu bağlamda Ayasofya küresel hegemonyanın kıskacı arasında kalmaktadır.
Rusya için Ayasofya sadece dini manada değil, ekonomik ve dünya hakimiyeti hedefine ulaşması için de ihtiyaç duyduğu güçtür. Rum Ortodoksların ruhani lideri Bartholomeos, 2014 yılında, Ayasofya yeniden cami olursa, mezhep farkı gözetmeksizin tüm Hristiyan dünyasının büyük bir tepki vereceğini açıklamıştır.
Yani demem o ki Küresel Güçlerin en büyük korkusu Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açılmasıdır. İstanbul’un ve Ayasofya’nın bizim olmasının 566. Yılında dilerim en kısa zamanda Rabbim Ayasofya’yı açmayı ve orada bizlere namaz kılmayı nasip eder.
Ayasofya ilk yapıldığında Cami olacağını bilmiyordu, Cami’ye dönüştürüldüğünde de müze olacağını bilmiyordu. Şimdi Müze ve ben biliyorum ki yeniden Cami’ye çevrilip ilelebet o şekilde kalacak. Sözlerimi Necip Fazıl Kısakürek’in sözleri ile noktalıyorum “Gençler! Bugün mü, yarın mı bilemem! Fakat Ayasofya açılacak! Türk’ün bu vatanda kalıp kalmayacağından şüphesi olanlar, Ayasofya’nın da açılıp açılmayacağından şüphe edebilirler. “
