Semavi dinlerin kutsallarının iç içe geçtiği, dinler tarihinin başkenti, Sezai Karakoç‘un da dediği gibi gökte yapılıp yere indirilen şehir Kudüs’ün önemini konuşacağız.
Hristiyanların Darusalem, Yahudilerin Yeruşelayim, Müslümanların ise Darüsselam dedikleri, aslında hepsinin Barış Yurdu anlamına geldiği Kudüs’ün tarihçesine inelim.
İlk kıblemiz Kudüs, Kudüs’ün de göz bebeği Mescid-i Aksa’nın temelleri Mescid-i Haram’dan kırk sene sonra Adem (as) tarafından atılmıştır. Hz. İbrahim tarafından yeniden imar edilmiş, oğulları İshak (as) ve Yakup (as) tarafından onarılmış, MÖ. 1000 yılında Hz. Süleyman tarafından tekrar yenilenmiştir.
Peki Mescid-i Aksa neresidir?
Pek çok kişinin sandığının aksine Mescid-i Aksa sarı kubbeli mescide verilen ad değildir. Ya da karşı yönünde olan kurşun renkli mescit de değildir. Hem sarı kubbeli mescit yani Kubbet’üs Sahra, hem de kurşun renkli mescit olan Kıble Mescidini içine alan, bunun dışında 70 tane tarihi eseri barındıran, etrafı surlarla çevrili, 144 bin m² alanın tamamı Mescid-i Aksa’dır. Buradaki alanda basılan her nokta mukaddestir, her nokta Peygamberlerin ayak izleriyle şereflenmiştir.
Kudüs yüzyıllar boyunca hak ile batılın savaşının en önemli durağı olmuş ancak sadece müslümanların hakimiyetinde olduğu zaman huzur bulmuştur.
Kudüs Kutsal Kitaplar arasında ilk olarak Tevrat’ta Hz. İbrahim vesilesiyle bahsediliyor. Yahudilerin kendilerine vaat edildiğini öne sürdükleri Kudüs şehrinin, dayandığı inanış tevrat kaynaklıdır. İlk olarak vaat Hz. İbrahim’e edilmiş, Tanrı tarafından ona ‘‘Sana ve zürriyetine vadediyorum.’’ denilmiştir. (Tekvin, 13-14/17) Daha sonra bu zürriyet Hz. İshak’a, ondan Hz. Yakup’a, daha sonra da Hz. Musa’ya geçtiğine inanılır.
Hz. Musa’dan önce 400 sene kadar Yahudiler Mısır’da köleleşmiş bir halktı. Kendileri için bir kurtarıcı bekler vaziyetteyken Hz. Musa mucizeleri ile zuhur etti. Hz. Musa kavmini kurtarmak adına Kızıldeniz’i yarıp sonrasında Sina dağında Rabbi ile konuşmaya gidip 40 gün sonunda döndüğünde kavmini, onun yokluğunda buzağı heykeli yapıp ona tapındıklarını gördü. Tevekkül etmeyi öğrenemeyen kavmine vaad edilmiş topraklar 40 sene boyunca haram kılındı. O topraklara girebilmeleri için Hz. Davud’u bekliyorlardı. Hz. Davud Tevrat’a göre Golyat, Kuran’a göre Calut’u yendikten sonra Kudüs’e girişleri serbest kılındı. Daha sonra Hz. Süleyman burada ilk mabedi yaptı.
Hz. Davud’a saltanatın ebediyen devam edeceği vaat edildiğinde, bu aynı zamanda krallık ve mabed şehri olan Kudüs’ün ebediliğine de işaret sayılmıştır. (II. Samuel 7/13-16)
Bu vaat Kudüs’ü Yahudiler için ebediyen kutsallaştırmıştır.
Yahudiler için Kudüs’ün önemi en başta Süleyman mabedinin orada bulunuyor olmasından dolayıdır. O dönemdeki krallık günlerine ulaşmak niyetiyle dua eder ve ona ulaşmak için eylemlerde bulunurlar.
Yahudiler için Kudüs şehri inandıkları gökteki Kudüs’ün yeryüzündeki izdüşümüdür. Ve gökteki Kudüs’e ulaşmak için Hazreti Davud‘un soyundan gelecek olan Mesih‘i bekler ve onun için dua ederler.
Hristiyanlar için ise İsasız Kudüs, Kudüssüz İsa düşünmek mümkün değildir.
Onlar için Kudüs’ün önemli hale gelmesi Roma imparatoru Konstantin’in annesi Helena’nın 326 yılında İsa Mesih’in yaşadığı yerleri görmek için bölgeye yaptığı seyahatin neticesinde olmuştur.
Hristiyanlar bu şehri dünyanın merkezi Hz. Adem’in yaratıldığı ve gömüldüğü yer, İsa Mesih’in izlerini taşıyan şehir olarak görürler. Onların inancına göre Tanrı bu şehirde tarihe müdahale etmiş, çarmıhta haça gerilmekle asli günahın kefareti burada ödenmiş, yeniden dirilme burada gerçekleşmiştir.
Hristiyanlar için Kudüs, Mesih’in ikinci kez dünyaya geliş yeridir. Tanrının seçtiği şehir, körleşmiş ve günahlara dalmış insanların arasına mesih olarak gönderdiği kendi oğlunu, insanlık için kurban ettiği topraklar ve Hristiyanlık tarihinin başladığı yerdir. Hz. İsa’nın kanı ile yıkanmış bu şehir, dirilişin, Hz. İsa’nın geri dönüşünün ve Tanrı’nın krallığının yeryüzüne ineceği günlerin müjdecisi kabul edilir.
Dünyadaki bütün kiliselerin yönü Kudüs’e doğru dönüktür.
İslamda Kudüs’ün yerine bakacak olursak eğer ilk aklımıza gelen Miraç hadisesi olur. Kudüs isminin Kuranda doğrudan geçmemekle birlikte bu şehirden ‘‘el-Mescid’ül Âksa’nın mübarek kılınan çevresi’’ (İsra 17/1) şeklinde bahsedilmiş, ayrıca bulunduğu bölge ‘‘Mukaddes toprak’’ (Maide 5/21), ‘‘iyi, güzel bir yer’’ (Yûnûs 10/93) olarak nitelendirilmiştir.
Kudüs hadislerde Mekke ve Medine ile aynı değerde tutulur ve bu iki şehre hac olanağı bulunmadığı zamanlarda bu görevin Kudüs’e ziyaretle yerine getirilebileceği belirtilir. Bu nedenle İslamın kutsal şehirler hiyerarşisinde Kudüs üçüncü sırada gelir.
Miraç gecesi, Hz. Muhammed’in (sav) Hz. Hatice ile amcası Ebu Talibi kaybettiği ve Taifte müşrikler tarafından ayakları yürüyemeyecek hale gelene kadar taşlandığı hüzün yılında gerçekleşmiştir.
Hüzün yılında Allahu Teâlâ bir bakıma Resul’ünü, sabır ve tahammülü dolayısıyla hem teselli etmek hem de ödüllendirmek için bu büyük mucizeyi ona nasip etti.
Recep Ayı’nın 27. gecesinde Allahu Teâlâ Cebrail (as) ile beraber Burak adındaki cennet bineğini ona gönderdi. Mescidi Haramdan, Mescidi Aksa’ya gidiş olayına İsra (gece yürüyüşü) denir.
Hz. Muhammed (sav) Mescidi Aksa’ya geldikten sonra Yahudilerin ağlama duvarı dediği, bizim ise Burak duvarı dediğimiz yere bineği Burak’ı bağladı.
Allahu Teâlâ Efendimize o mekanda Hz. Ademden itibaren gelmiş bütün Peygamberleri kendi yüzleri ile tanıttı. Hz. Muhammed (sav) Mescidi Aksa’da tüm peygamberlere imam oldu ve namaz kıldırdı. Sonrasında Hacer-ül Muallaka yani Muallak kayasına basıp Cebrail (as) ile yükselmeye başladı. Bu hadiseye ise miraç denir.
Göğün birinci katında Hz. Âdem ile görüştü, ikinci kat semâda Hz. İsa ve Hz. Yahya ile, üçüncü kat semâda Hz. Yusuf, dördüncü kat semâda Hz. İdris, beşinci kat semâda Hz. Harun, altıncı kat semâda Hz. Musa ve yedinci kat semâda Hz. İbrahim ile görüştü. Daha sonra yükselip Sidret’ül Münteha sınırına gelince Cebrail (as) onu yalnız bıraktı ve Efendimiz yükselmeye devam etti.
Miraç hadisesinden Efendimiz üç hediye getirdi. İlki gözümün nuru, müminlerin miracı dediği namaz, ikincisi Bakara suresinin son iki ayeti, üçüncüsü de istikametini imana çeviren herkesin sonunda cennete gireceği müjdesidir.
Miraç hadisesinden sonrada Hz. Muhammed’in (sav) savaşlarına bakılacak olursa eğer hep Kudüs’e doğru bir ilerleme söz konusu olmuş ancak fetih gerçekleşmemiştir. Efendimizin vefatından altı sene sonra Hz. Ömer Kudüs’ü fethederek İslam topraklarına katmıştır.
‘‘Orası haşır ve neşir yeridir. Oraya gidin namaz kılın. Gidemiyorsanız kandillerinin yanması için yağ gönderin.’’ diyen Peygamberimizin bu şehre sahip çıkmamızı istediği apaçıktır.
Allah’ın Kabe’nin kapladığı alandan sonra kendisine ayırdığı Mescidi Aksa topraklarına gitmemiz, oralardaki kutsallardan nasiplenmemiz dileğimle…





