TARİHİN SIFIR NOKTASI: GÖBEKLİTEPE

2019 yılı bilindiği üzere Göbeklitepe yılı ilan edilmesinden üç gün sonra orayı şahsen ziyaret ettim. Açıkçası gittiğimde, tarihteki bilinen her somut şeyden çok daha eski olduğundan başka bir bilgim yoktu. Gidip, gezip, görüp, hayran kaldıktan sonra araştırmaya başladım. Her yaptığım araştırmada hayretim ve hayranlığım katlanarak arttı. Bilmeyenler için Göbeklitepe’nin bulunma hikayesini anlatayım. 1986 yılında Şafak Yıldız kendi toprağını sürerken bir taşa takılıyor. Bu taşı o zamanki Şanlıurfa Müzesi’nde müdürlük yapan bir tarih öğretmenine götürüyor. Tarih öğretmeni bu taşın tarihi eser olmadığını, normal bir kireç taşı olduğunu söyleyip taşı depoya kaldırıyor. Taş yıllarca orada kaldıktan sonra 1994 yılında, Atatürk Baraj Gölü suları altında kalmadan önce Nevali Çori’de arkeolojik çalışma yapan Alman Arkeolog Klaus Schmidt bu taşı görüp normal bir kireç taşı olmadığını ve karbon 14 metodu ile taşın yaşını araştırdıktan sonra taşın tam olarak on iki bin yıllık olduğunu anlıyor. Böylece 1995 yılında Göbeklitepe’de kazı çalışmaları dokuz yıllık kayıpla başlamış oluyor.

Göbeklitepe’yi bu kadar önemli kılan şey ne diye soracak olursak eğer, şimdiye kadar bilinen tarihi tamamıyla değiştirdiğini cevap olarak söyleyebiliriz. Tarihin tam manasıyla kırılma noktasıdır Göbeklitepe.

Şöyle ki Batının yazmış olduğu pozitivist ve kabul edilmiş dünya tarihine göre İnsanoğlu en temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra avcılık ve toplayıcılık yapmaya başlıyor. Bu durumdan sonra tarımı bulup yerleşik hayata geçiyor ve bir din arayışına giriyor. Yani Paleolitik (Kabataş) dönemden Neolitik (Cilalı Taş) döneme geçerken yerleşik hayata geçtiğini bildiğimiz İnsanoğlu daha sonra din arayışına giriyor. Fakat biz görüyoruz ki Göbeklitepede yaşayan insanlar kendilerine yuva yapmadan önce Tapınak yaptı. Yani bu şu demektir: İnsanın varlığından beri inanç olduğunun kanıtı Göbeklitepedir. Ve sadece bu sebepten dolayı bile Dünya tarihinin tekrardan yazılması şarttır.

Göbeklitepe’nin bulunduğu konum Bereketli Hilal’in tam merkezine denk gelir. Bereketli Hilal ise Suriye ve Irak arasındaki bölgeden başlayıp, Mezopotamya ile Doğu Akdeniz kıyılarını (Lübnan, Filistin vs.) kapsayan, yakın Doğu’nun en bereketli topraklarının olduğu bölüme verilen isimdir. Aslında  Göbeklitepe denilen bölge, 12 futbol sahasına denk gelen, yığma tepeden oluşan bölgedir. Burada yuvarlak planlı 20 tane yapının varlığı jeolojik araştırmalarla kesinleşmiştir. Fakat günümüzde bunların sadece dördü çıkarılmıştır. Arkeolog Klaus Schmidt diyor ki: Aynı döneme ait olduğu bilinen Türkiye’deki Çayönü, Nevali Çori veya Suriye Jefr el Ahmar’daki Mureybet gibi sıradan bir yerleşim alanı değil Göbeklitepe. Burası diğerleri gibi konutsal amaçla yapılmamış, belli ki bir ayin veya dini amaçla kullanılmıştır.

Tapınaklar çatısız, açık hava tapınaklarıdır.  Her tapınağın merkezinde iki ana taş vardır. Bu taşlar ‘’T’’ şeklindeki yapılardır. İkiz ‘’T’’ şekilleri Schmidt’e göre insanı temsil ediyor. Çünkü bu şekillerin çoğunda el, kol ve parmaklar çok net bir şekilde tasvir edilmiştir. İlk Nevali Çori’de karşılaşılan bir insanı stilize eden ‘’T’’ şekillerinin Göbeklitepe ve civarı yerleşim alanlarının simgesi olduğu ve başka hiçbir kültürde kendisini göstermediği ortaya çıkıyor.

 Diğer taşların çoğunda birçok hayvan figürleri bulunmuştur. Aslında Göbeklitepe’yi bu kadar değerli kılan şey taşların üzerindeki sembollerdir. Bu sembollerin çoğu hayvanlardan oluşur fakat başsız insanlarda çizilmiştir. Ve bize bir şey anlatmak istedikleri bariz bellidir. Yoksa bir amaçları olmasa insanlar, neden yıllarını alacak şeylerle bu kadar uğraşsın ki? Akbaba ve başsız insan figürleri Göbeklitepe’den 2000 yıl sonra yapılan Konya’daki Çatalhöyük’e götürüyor bizi. Ayrıca bu figürler aralarında binlerce yıl olsa da hem Akad medeniyetinde hem de Mısır medeniyetinde karşımıza çıkıyor. Bu bile bize gösteriyor ki Anadolu’da süregelen bir kültür var ve bu kültür binlerce yıl geçse de bozulmadan devam ediyor. Ayrıca bilinenin aksine bu durum, kültürün Mezopotamya’dan Anadolu’ya değil, Anadolu’dan Mezopotamya’ya yayıldığını gösteriyor.

İngiltere’de bulunan Stonehenge’den 7000, Mısır Piramitlerinden 5000 yıl önce yapılmış olan bu yapılar bilinen tarihe göre o dönemin insanının yapabileceği bir yapı kompleksi değildir. Mısır Piramitleri yapıldığı zaman Maden Çağı idi ve teknoloji gelişmişti. Fakat 12000 sene önce hiçbir kesici alet ve teknolojik alet yokken insanlar nasıl oldu da  böyle bir yapı yapabildi gerçekten merak konusu.  Tapınak su veya kan gibi hiç sıvı geçirmeyen taşlardan yapılmıştır. Bu yüzden sıvı kullanılarak ayin yapıldığı görüşü tarihçiler arasında baskındır.

Tarih Sümerlilerin bulmuş olduğu çivi yazısı ile başlar. Öncesi Tarih öncesi çağlar olarak kabul edilir. Fakat Göbeklitepe, Sümerlerden 7000 sene önce vardı ve taşlarda anlatmak istedikleri bir hikaye bırakıp kendi elleri ile tapınağın üzerini toprakla kapatıp örttüler. Tam olarak şuan ki bilgilerle ne anlatmak istediklerini anlamıyoruz ama çıkarılmayı bekleyen yerin altındaki 16 tane daha yuvarlak yapıda ne demek istediklerini anlayacağımıza inanıyorum. Bu sebepledir ki Göbeklitepe Tarihin sıfır noktasıdır.  Ve bu topraklar üzerinde olduğu için onu yazmak ve yaymak tam olarak bizim görevimizdir. Çünkü bu toprakların zenginliğini ve önemini ancak biz dünyaya duyurabiliriz. Batının yazdığı dünya tarihinin dışında bize ait bir dille dünya tarihi yazılmasına biz öncelik etmeliyiz.

Birileri burada bir çeşit ritüel yaptı ve birkaç yüz veya bin sene sonra kendi elleriyle üzerini toprak ile kapatıp sakladı. Yerin altında çıkarılmayı bekleyen taşlarda daha neler çıkacak bilmiyorum ama bu düşünce bile beni heyecanlandırmaya yetiyor. Bilinen Tarihin en başına şahitlik ettiğimiz bu dönemde buna sahip çıkmak, bu toprakların evlatlarının görevidir. Benim yaptığım öğrendiğim bilgileri aktarabildiğim kadar aktarmak.

Saygı ve onun kadar sevgilerimle…

Yorum bırakın