Üstad Necip Fazıl’ın dediği üzere Abdulhamid’i anlamak her şeyi anlamak olacaktır. Ve onu anlamak için düşmanlarını da tanımamız gerekiyor. Sultanın en büyük düşmanları elbette ki Yahudilerden oluşuyor. Bunun tabiî ki başlıca birkaç sebebi var. Yahudilerin tarihçesine inecek olursak eğer Hz. Musa devrine kadar gitmemiz gerekir çünkü bilindiği üzere Hz. Musa bir Yahudi’dir. O dönemde Mısırda bulunan Yahudiler Firavun tarafından zulme ve baskıya uğruyorlardı. Atalarının bulunduğu memleket olan Kenan iline gitmeyi isteseler de Firavun onlara izin vermiyordu. Kendilerini korumak ve bir şekilde örgütlenmek adına kendi aralarında Kabala denilen büyü kitabını yazdılar. Daha sonra Hz. Musa’ya Allah (cc) tarafından Tevrat indirilince Kutsal kitabı Kabala esasları doğrultusunda tahrip ettiler.
Şuan İsrail Devletinde Kabala adında ders okutulmaktadır. Bu derste Kabala’nın 4 temel esası üzerinde durulur. Bunlar;
- Ben-i İsrail ırkı üstündür.
- Biz efendiyiz, diğer insanlar kölelerimizdir ve bu nazariyette kalmayacak gerçekleştirilecektir.
- Dağılmış olan Ben-i İsrail’i Kudüs’te toplayıp Büyük İsrail Devleti kurulacak.
- Bunların hepsini gerçekleştirdikten sonra bizim Mehdi’mizin gelmesini bekleyecek ve yaradılış gayesine ulaşacağız.
Hz. Musa’dan sonra onun yanında yetişen Hz. Yuşa Peygamberlik ile vazifelendirildi. Bu dönemde Yahudiler Kenan iline girmişlerdi. ‘’Hakimler Devri’’ başlayıp Allah’a şükrü unuttukları dönemde diğer kavimlerin baskılarına maruz kaldılar. İsrail oğullarından Talut ile Amelika kavminin zalim komutanı Calut savaştılar. O savaşta komutan olan Hz. Davud’un, Calut’u öldürüp savaşı bitirmesi sonucunda Talut kızını onunla evlendirdi. Talut’tan sonra tahta damadı Hz. Davud geçti. Allah (cc) onu İsrail oğullarına Peygamber olması için görevlendirdi. Hz. Davud bütün Kenan İlini ele geçirdi ve İsrail oğullarını burada topladı. O dönemde Kutsal Mabedin temelini oğlu Süleyman ile birlikte attılar. Hz. Davud şuanda Yahudilerin milli kahramanı olarak anılır.
Babasının ölümü ile tahta Hz. Süleyman geçti. O, Kutsal Mabedin yapımını bitirdi ve Yahudilere altın çağını yaşattı. Onun ölümüyle birlikte devlet kısa sürede Kuzeyde İsrail, Güneyde Yahudi Krallıkları olmak üzere ikiye ayrıldı. Güney Krallığını Asur Devleti, Kuzey Krallığını da daha sonra Babil Devleti yok edip, Süleyman Mabedini yıktılar. Babil Devleti, tarihte de ‘’Babil Sürgünü’’ olarak geçen büyük sürgünü gerçekleştirdi ve İsrail oğullarını Babil ülkesine göç ettirdi. Böylece İsrail oğulları ilk kez devletsiz kalmış oldular. Daha sonraları Kenan İline gelip Süleyman Mabedini tekrar inşa etseler de Romalılar tarafından Mabed yıkıldı ve İsrail oğulları tekrar sürgüne zorlandılar. Böylece dünyanın dört bir yanına dağıldılar. 1290 tarihinde İngiltere’den, 1306-1394’te Fransa’dan, 1349-1360’da Macaristan’dan, 1348-1598’de Almanya’dan, 1421’de Avusturya’dan, 1445-1495’de Litvanya’dan, 1492’de İspanya’dan, 1497’de Portekiz’den kovuldular.
Bu yazımda sizinle Dünyada her konunun özgürlük çerçevesi içinde konuşulup tartışılabildiği fakat sadece bir konunun konuşulmasının yasak olduğu mevzuyu ele alacağım: Siyonizm. Öyle ki bu konuyu araştırıp yazan çoğu yazar ya Nazilik ile suçlanmış ya da mahkemelerde hesap vermek zorunda kalmıştır. Siyonizm’i eğer internette aratırsanız şöyle bir yazı ile karşılaşacaksınız ‘’ XIX. yüzyılın sonlarında, çeşitli ülkelerde yaşamakta olan kentsoylu Yahudilerce bir ideoloji olarak ortaya atılan ve Filistin’de bir Yahudi devleti kurmayı amaçlayan akım.’’ Fakat tabi ki Siyonizm bir iki cümle ile açıklanacak bir akım değildir.
Siyonizm ikiye ayrılır; dini Siyonizm ve siyasi Siyonizm. Dini Siyonizm Yahudilikte kurtarıcı Mehdi bekleyişi içinde yaşadığı büyük ümide bağlıdır. Buna göre zamanların sonunda Mehdi ortaya çıktığında yeryüzünde Allah’ın saltanatı başlayacak ve ‘’dünyanın bütün ırkları’’ tek bir ırka bağlanacaktır. Dini Siyonizm hiçbir zaman Yahudi topluluğu ile Müslüman veya Hristiyan Araplar arasında ayrıcalıklara yol açmamıştır. Siyasi Siyonizm sistematik bir şekilde olayları saptırma yolundadır.Bir devlet kurmayı veya Filistin üzerinde bir egemenlik halkası oluşturmayı amaç edinen siyasi Siyonizm Theodor Herzl ile doğmuştur (1860-1904). Herzl dini Siyonizm’in aksine sonuna kadar katıdır. Hatta Yahudiliği din olarak savunanlarla aynı görüşü paylaşmaz. Ona göre ‘’Yahudiler’’ her şeyden önce bir ‘’halktır’’. Asıl uğraşısı din değil politikadır. Theodor Herzl siyasi Siyonizm’i oluşturmasında Dreyfus olayından esinlendiğini belirtir. Dreyfus olayı sonucunda aileler bile bölünmüş, kardeşler birbirine düşman olmuştur. Din ve laiklik, kozmopolitizm ve aşırı milliyetçilik, Fransız İhtilali’nin getirdiği kardeşlik ilkeleriyle ortaçağdan kalma Yahudi düşmanlığı birbirine girmiştir. Fransa’nın bu halini seyreden Theodor Herzl kararını verir; kendisinin de savunduğu laik, dini önyargılardan kurtulmuş bir toplum oluşturmak için çözüm Yahudi Devleti’nin kurulmasında yatmaktadır.
Başta İsrail Devletinin kurulması için yerin hiçbir önemi yoktu. Sonra Herzl bu devleti yerleştirmek için en uygun toprağın Filistin toprağı olduğu kararına vardı. Böylece kendisi inanmasa dahi bir dinsel geleneğin yani dini Siyonizm’in desteğini alacaktı. Fakat bir engel vardı. O dönemde Filistin toprakları Osmanlı Devleti’ne aitti. Ve Devletin başında herkesin korktuğu ve bir o kadar da zekasına hayran kaldığı II. Abdulhamid Han vardı. Ancak Filistin alınmalıydı. Bunun için ne gerekiyorsa yapılmalıydı. Herzl, Sultan II. Abdülhamid’e bu konudaki ilk teklifi dostu olan Polonyalı aristokrat Phillip de Nevlinsky vasıtasıyla yaptı ama bir sonuç çıkmaması üzerine 1896’da İstanbul’a bizzat geldi. Başkente bu tarihten sonra dört defa daha gelecek ve 1902’ye kadar Yıldız Sarayı ile bağlantısını kesmeyecekti. 1897 yılında gerçekleştirilen 1. Siyonist Toplantısı olan Basel Konferansı sonucunda 3 temel karar alındı.
-Abdulhamid tahttan indirilecek.
-Osmanlı’nın yıkılması sağlanacak.
-100 senede İslam yok edilecek.
Ve bu konferanstan birkaç gün sonra günlüğüne şu sözleri not almıştır; Kim ne derse desin, ben birkaç gün önce Basel de Yahudî devletini kurdum bile. Bugün belki de tüm dünya bana gülüyordur. Ama belki 5 yıl sonra ya da belki 50 yıl sonra, bunun gerçekleştiğine tüm dünya şahid olacaktır.
Theodor Herzl, İstanbul’a 1896 ve 1898 yıllarında yaptığı ilk iki seyahatte, Sultan II. Abdülhamit’in yakın çevresi ile temas kurdu. Yıldız Sarayı’nda Padişah’ın huzuruna ise 1901’deki üçüncü seyahati sırasında, 19 Mayıs 1901 günü kabul edildi. Bu görüşmede Sultan ‘’Kanla alınan topraklar ancak kanla verilir, satılık değildir’’ diyerek Herzl’ı reddetmiştir. Herzl’ın yapmış olduğu görüşmeler ve yazışmalar 6 yıl sürmüş ve ölümüyle sona ermiştir. Theodor Herzl 3 Temmuz 1904 tarihinde ölmüştür. İsrail Devletinin kurulmasından 44 yıl önce ölmüş olsa da devletin kurucusu sayılır.
Şu anda Dünya üzerinde yapılan her katliamın altında bir Yahudi eli vardır. Sultan II. Abdulhamid Han bu yaşanacak olan olayları o zamandan görmüş ve onlara imkan vermemek adına her şeyi yapmıştır. İsrail Devletinin kuruluşunu 50 yıl ileri atmıştır. Fakat ona muhalefet olanlar Abdulhamid’i tahttan indirip bir an önce İsrail Devletini kurmak için çok daha sıkı çalışıp planlar yapmışlardır. ‘’ Biz yahudiler 20.yüzyılda Orta Doğu’da yıkılmaz denen Devleti (Osmanlı’yı) yıkıp 2 tane devlet kurduk. Onlara öyle güzel sistem inşa ettik ki,Türkler Filistin’i bize vermeyen Abdulhamid’e en az 200 sene daha söverler’’ diyen İsrail’in ilk Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann’ın sözlerinden de anlaşılacağı gibi Abdulhamid Han’a karşı beslenilen intikam duygusunun ne derece büyük olduğunu görüyoruz. Gerçekler elbet açığa çıkar, çok şükür ki bu gerçeğin açığa çıkması 200 seneyi bulmadı. Bizler Abdulhamid Han’ın –onların yansıttığı gibi- Kızıl Sultan olmadığını biliyoruz. Bizler Abdulhamid Han’ın İsrail Devleti’nin kurulmaması adına o toprakları kendi şahsiyeti üzerine tapulattığına şahidiz. Ve bizler başta da belirttiğim üzere yasaklı olan bu konuları konuşmaktan çekinmiyoruz.
Kutsal kitapları olan Tevrat’ta ‘’Ey Ben-i İsrail sen öyle bir ırksın ki Allah’ı bile yendin.’’ Diye şirk koşan bir millet elbet yenilecektir. O günü sabırla bekliyoruz…
Ceyda Cansız